Sayfalar

Translate

5 Ocak 2013 Cumartesi

Bir Yardım Çığlığı - On Üçüncü Kelam


Ellilerin Amerikan arabalarında duyulan o patavatsız fakat bir o kadar da neşeli, sıcak gülümsemeleri üzerine çeken korna sesi ne kadar güzel bir uyanma alarmıydı. Ve uyandığında insanın bir ev bitkisinin yaprağından beyaz badanalı duvarlara yansıyan yeşil parıltıyı görmesi ne güzel şeydi. Ayaklar kaldırılıp yere oturulduğunda yatak gıcırdamamışsa insanın neşesi yerine gelirdi. Gözlerini açıp kapadıkça duvarlardaki bu yeşil ışımanın bugün bir farklı parladığını gördü, badananın üzerindeki her bir kabartı ve damlacığın üzerinde ışık çizgileri karasızca titreşiyor, havada uçuşan tozlar ışığa daha da büyük bir derinlik katıyordu. Bu derinlik insanı sarhoş etmeye yeter de artardı. Bu küçük oda böyle bir sabahta bir dünya gibi gelirdi insana…
Yazmayı bırakıyorum. Sanki restoranda sunmuş olduğum o şovda söylediklerim gerçeğin ta kendisiymiş gibi hissediyorum: dünyada söylenecek hiçbir şey kalmamış… Bense planlı yazmayı tamamen unutmuşum. Adam yatağından kalkacak, evet, ve hayata karşı içi en çocukça hevesle dolu olacak, bunu da biliyorum. Belki kahvaltıda başına gelen çok ufak bir aksilik onun tüm bu hevesini bir an için kıracak. O kahvaltısını gene de yapmaya devam edecek ve her şeyin pek de güzel olduğu evinden çıkana kadar neşesi hiç kırılmayacak. Peki ya sonra? Herhalde sokakta basit bir yürüyüş sırasında insanlara selam vermeye çalışacak ve karşılık bulamayacak; ama bunu da dert etmeyecek, ta ki birisine çarpıncaya kadar… Çarptığı adamla kısa bir tartışma ve tamam, insanlığa olan inancı o anda yıkılacak ve sonra sokakta gördüklerine selam vermeyi kesecek. Hayatındaki mücadele öğesi olarak karşısına büyük ihtimalle bir otobüs durağı çıkacak. Burada verdiği mücadeleden sonra bundan sonra bu ruhtan hiç kurtulamayacak. Bir olasılık küçük bir işletmede bir ofis işi olacak ve oraya gidecek. Umarım ki oradaki arkadaşlarıyla işle ilgili konuşurken, henüz karar vermediğim karakter özelliklerini birer birer kazanacak. Sonra, eğer işi sağ salim atlatmışsa, dönüş yoluna düşecek, yorgun ve huzur arayışı içinde olacak ve eve dönüp o güzel yatağına yatmak istiyor olacak; tabi tüm insanlar gibi gün boyunca akşam iyi vakit geçirmenin hayalini kurmuş olacak… Ancak dönüş yolunda bile itilip kakılmak ve yoruculuğuyla karşılaşmak onu çıldırtacak. Evine ulaştığında final karakteri diye bahsettiğim karakterin tüm özelliklerini yüklenmiş bir adam, yorgun bir adam olacak. Evde hiçbir şey yapamayacak; özlediği akşam eğlencesi olmayacak. Sabah büyük bir heyecanla baktığı duvarlar ona yalnızlığını anımsatacak ve kendini yatağa atıp yorganı üzerine çekerken, sabah yataktan çıktığına pişman, akşam tekrar yatıyor olduğuna şaşkın, düşüp kalacak.

Hayır. Belki de sabah gayet sakin bir şekilde uyanacak, mutlu ve normal bir adam olarak kahvaltı ederken, kafası bir ekmek kırıntısının neden o şekilde değil de bu şekilde koptuğuna takılacak ve bu soru ömrünü yiyip bitirmeye başlayacak. Gün içinde yaptıkları kısmı böyle bir senaryoda önemsiz bir detay olarak kalıyor. İşte planlı yazamıyorum, yazmayı bırakmayı böyle anlarda düşünüyorum hayatımda.

Ben daha insani duyguların hiçbirini tatmamış biriyim, cam bir fanusta büyümüş gibi, ölümü bilmeden, başarısızlığı bilmeden, kıskanmayı, küçük düşmeyi, ulaşamamayı, yetersizliği bilmeden, açlığı bilmeden büyümüş bir çocuğum ben. İnsanlığın ütopyasıyım ben, yok etmeye çalıştığımız tüm o hislerin uzağında, onların varlığından habersiz oluşmuş bir kutsal ruhum ben. Ve üstüne üstlük önünde diz çökmesi gerektiği bir babası olmadığı söylenen, tüm mucizelerini sadece çılgınlığı daha da ilerilere taşıyabilmek için kullanabileceği söylenmiş olan bir kutsal ruhum ben. İnsanlığın kutsadığı yanlış ruhum.

Ve işte önünde diz çökecek babayı bulamadığımda şeytanın önünde diz çöküyorum; kendi şeytanımın, insanlığın distopyasının, yok etmeye çalıştığımız tüm o hislerin biriktiği çöplüğün kutsal basamaklarında diz çöküyorum.

“Baba. Bana kıskanmayı öğret.”

“Bir insan kıskançlığı nasıl öğrenebilir? Veya ilk defa kıskandığı günü hatırlayan var mıdır? Kıskançlık başkalarından çok kendisiyle ilgili bir meseledir.
Kıskandığını biliyorsun. Sen de kıskandın, hem de sonuna dek.
İnsan bir kumdan kaleyi var etmek için her zaman çaba sarf edebilir. Çoğu zaman tepede parlayan güneşin yakıcı etkisi cesaret kırmak için yetersizdir, ve hayır, dalgaların yıkması klişesini kullanmaya gerek kalmayabilir, akıllı bir insan kumdan kalesini dalgaların erişemeyeceği yerlere yapabilir. İnsanlığın belki de binlerce yıllık tarihinde öğrendiği hep bu: kumdan kalelerini dalgalardan hep biraz daha uzağa yapmak, hep dalgalardan daha az etkilenecek şekilde çekmek, ve hep kaleyi daha da büyütmek…

Ve zaten kıskanmak, kıskanmak dalgalarla ilgili bir sorun değildir. Kıskanmak kalenin yıkılmasıyla ilgili bir sorun da değildir; tersine bazen kıskanmak kalenin yıkılmasını istemektir; kalenin yıkık kalmasını istemektir.

Oğlum, bunu sana benim anlatmam aslında bir yalanın sürdürülmesinden ibaret. Bu senin şimdiye dek yaşadığın yıllarda onlarca kez başına gelmiş bir şey. Sen bir kumdan kaleyi yapmaya her zaman çaba sarf edebilirsin, sen her zaman en güzel kumdan kalelerden birini yapabilirsin. Onu dalgaların uğrayamayacağı yerlerde yaparsın; ona insanların çarpmasını engellersin ve onun yıkılan parçalarını her zaman onarabilirsin.

Oğlum, bir kumdan kale için ne kadar emek sarf ettiğinin aslında ne kadar kıskanacağınla ilgisi yoktur; bir kumdan kalenin ne kadar güzel oluşunun, ne kadar kıskanacağınla bir ilgisi yoktur. Bir kumdan kaleyi yapıp koruduğun sürece aslında kıskanmazsın.

Fakat bir gün artık o kumdan kaleden sıkılırsın; hatta bir sembol ve anlatı aracı olarak bile nefretini çeker kumdan kale ve bir daha adını bile anmak istemezsin. İşte böyle bir anda parlak ve güzel plastik bloklar dikkatini çeker. Ve oyuncak bloklarından bir kale yapmaya başlarsın. Oyuncaklar daha değerlidir, onlar seni daha mutlu eder, onlar kumların aksine sana aittirler ve oyuncaktan yaptığın kale, saklayabileceğin, hep senin olarak adlandırabileceğin bir eserdir.

Böyle bir günde kumsalda bıraktığın kumdan kalene çarpanlar olabilir; onu yıkabilirler, devirebilirler; kumdan kalen yalnız kalabilir.

Kumdan kalen çok yalnız olabilir.

Kumdan kalen çok yalnız üzülebilir.

Kumdan kalen yalnız çok üzülebilir.

Yalnız kumdan kalen çok üzülebilir.

Ve sen bu süreçte evinde yalnız değil oyuncak kulenle, üzgün değil sıçrayan ruh hallerinde sürdürüp gidiyor olabilirsin hayatını.

Yalnız üzülen kumdan kaleni işte öyle bir anda bir başka çocuk da görebilir.

Üzülen kumdan kaleni işte öyle bir anda bir başka yalnız çocuk da görebilir.

Yalnız çocuk yalnız kalenin başına gidebilir.

Ve sen evinde parıldayan, gururla dikilen oyuncak kuleni bırakmak istemezsin, onun senden uzakta olabilmesini kabul etmek istemezsin, onu bırakmazsın, o senden uzakta olmaz. Evdesindir.

Böylece çocuğun elleri kuma değer, kumdan kalenin çökük duvarları bir daha yükselir, karışmış kumların içinden eskilerin o güzel şaheseri çıkarken şüphe duyabilirsin, için acıyabilir. Şöyle bir dönüp oyuncak kulene bakarsın ve için mutlulukla dolar, önceki hissini bir kez daha unutursun ve heyecanla oyuncak kulene yeni bloklar eklersin.

Kocaman güzel, ve senin olan bir oyuncak kulen vardır şimdi; kumdan kulen, kulen mi? O senin değildir artık. Kumdan kule başkasının olmuştur, olabilir. Senin dev kulenin yanında o nedir ki? İlk dalgada yıkılacak geçici bir heves.

Ve unutmuş olduğun gerçekler bir bir yüzüne çarpar. Kumdan kuleyi dalgaların erişemeyeceği yerde yapmışsındır. Çocuk kaleyi genişlettikçe genişletir; büyüttükçe büyütür. Ve bir rüzgar esiverdiğinde, o güvendiğin oyuncak kulen, eriştiği yükseklikten yıkılıverir. Ne kadar yüksekse parçalar o kadar yüksekten düşer omuzlarına, o kadar çökertir seni.

Bu anda yeniden yapmaya çalışırsın oyuncak kuleni, parçaları eskisi gibi üst üste dizmeye çalışırsın; dengeyi arar da bulamazsın. İşte o anda eski kumdan kalene(yeni ihtişamlı kalesine) dönüp baktığında…

O an o çocuk gelip de sana acıyarak baktığında…

O an o çocuk gelip de kule yapımı üzerine sana öğüt verdiğinde…

O an o çocuk sevgi dolu gözlerle kendi kalesine baktığında…

Kıskanırsın.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder