Yaptığım şey olay akışını nasıl etkileyecek bilmiyorum.
İsmet'in kim olduğu, nerede olduğu veya
ne yaptığı konusunda hiçbir fikrim yok, ne de olsa İsmet'ten bahsettiğim o
"orijinal" öykünün devamını hatırlamıyorum. Aradan geçen yıllar içinde
alelade öykülerimden birisi olduğunu düşünüp zihnimin derinliklerine atmış
olduğum bir öykü ve şu anda kesinlikle öykü arşivime bakıp ne olduğunu
öğrenmemin imkânı yok. Öyleyse beş yıl öncesi adamının orada, olması gerektiği
yerde olmasını ummaktan başka yapabileceğim bir şey yok.
Kız,
yıllardır görmediği, uzağında kalmış adamı aradığı beş yıl önceki o akşama çok
rahat dönebiliyordu. O akşam yazarın peşinden yürürken ne bu donuk camlı evin
önemini, ne polis karakolunun yaratacağı hisleri, ne de o köfteci minibüsünde
geçireceği saatleri hayal edebiliyordu. Yazarın peşinden gidiyordu gitmesine
ama bu sırada kendisi de izlendiği hissinden bir türlü kurtulamamıştı. Zaten
kendisini çok çaresiz hissettiği anda bir yabancı, nedense şu anda hakkında
hiçbir şey hatırlamadığı bir yabancı gelip cebine bir kağıt sıkıştırmıştı. Yabancının sözüne uyarak kağıdı okumamıştı o
akşam, ve sonraki akşamlarda okumamıştı; çünkü hep bir umudu olmuştu. “İsmet’i
bul, yapman gereken sadece bu” demiş ve ortadan kaybolmuştu yabancı. Öykünün
devamına baktığında, şimdi ona hiç şaşırtıcı gelmese de genç yazar için şehrin
en ücra, en gidilmeyecek köşesinin o köfteci minibüsü olduğunu okumuştu.
Böylece tüm yolu geri dönmüş, histerik bir şekilde aştığı sokakları ve
sapakları bir çırpıda tüketmiş, karanlık meydana çıkmıştı. Minibüs her zamanki
kadar karanlık ve terk edilmiş görünüyordu o gece. Minibüse doğru yaklaştığını
hatırlıyordu, gerisi bulanıktı. Sahi, ne olmuştu o gece minibüsün orada?
Hatırlayamadı
kız, belki de hatırlamasının tek yolu, bu gece de gidip o minibüsün amcasını
bulmak ve sormaktı. Hiçbir şeyi unutmazdı amca çünkü, her şeyi zihninde saklı
tutardı. Böylece yıllar önce yazarı ararken gittiği yolda kendisini takip eden
genç adamın yolunu takip ederek köfteci minibüsünün oraya çıktı. Kararlılıkla
minibüse yaklaştı: hep böyle olur, köfteci amca minibüs kapalıymış görüntüsü
verir ancak gerektiği anda karanlığın içinden belirirdi. O da burnunu cama
yaslayıncaya dek yürüdü. Kısa bir bekleyişten sonra minibüsün arka kapısının
açıldığını duydu, o kafasını yavaşça camdan uzaklaştırırken amcanın köşeyi
dönüp kendisine baktığını gördü.
“Gittiler.
Hepsi gitti. Neyi aradıklarını, nerede aramaları gerektiğini, hatta ne zaman
aramaları gerektiğini bilmiyorlar. Onlara anlatmaya çalışıyorum; ama olmuyor.
Beni dinlemiyorlar. Sen de dinlemeyeceksin, biliyorum, onların peşinden, onları
aradığın için gideceksin. Onları nerede, ne zaman bulacağını bilmiyorsun, hatta
bulup bulmayacağını da bilmiyorsun. Beş yıl önce de bilmiyordun o yazarı nasıl
nerede bulup bulamayacağını… Şimdi de hatırlamıyorsun. O yazarı beş yıl önce o
gece nerede nasıl bulduğunu bilmiyorsun. Öyleyse söyle bana, aradaki beş yıl
boyunca ne değişti, aynı yerde değil misin?”
“Evet aynı
yerdeyim, aynı noktadayım. Hala o yazarı tanımıyorum ve sadece onu bulmam
gerektiğini hissediyorum. Aynı yerde, aynı kararsızlık, kuşku ve şaşkınlık
içinde duruyorum; ama bu ne anlama gelir ki? O yazar için değişen bir durum var
mı peki? O da beş yıl önceki gibi bir hiçbir yerde kaçmaya çalışmıyor mu? Öyleyse
söyle, bu aradaki beş yılda neler değişti?”
“İnsan
zamanın gerçekten geçip geçmediğini bilemez. Zamanın geçişini sadece
çevresindeki değişimleri izleyerek kavrayabilir. Öyleyse bir değişikliğin
olmaması zamanın geçmediği anlamına mı gelir, yoksa zamana rağmen her şeyin
aynı kaldığı anlamına mı?”
“Bilmiyorum.
Her zamanki gibi demek istediklerini anlamıyorum.”
“Bir
fotoğrafın filmini çektiğini düşün. Beş dakika boyunca aynı fotoğraf duruyor
filmde. Öyleyse söyle bana, bu gerçekten de bir film midir yoksa bir fotoğraf
mı?”
“Filmdir,
hiçbir şey olmasa bile bir başlangıcı ve sonu olması açısından bir filmdir.”
“Peki
filmin içerisindeki bir andan diğer bir ana geçişin bir anlamı var mıdır, her
şeyin aynı olduğu düşünüldüğünde?”
“Vardır.
Her şey aynı olsa bile bu iki an, filmin başına ve sonuna olan yakınlıklarının
farklılığı açısından ayrıma uğrar ve anlam kazanırlar. Başka hiçbir şey
değişmese bile baştan uzaklaşılır ve sona yaklaşılır.”
“Peki ya
filmin ne uzunlukta olduğunu bilmiyorsan, ya da filmin sonsuza kadar sürme
olasılığı varsa?”
“Bu bana
bir şey ifade etmiyor, bilemiyorum. Peki beş yıl önce de aynı şeyleri mi
konuşmuştuk?”
“Eğer beş
yıl önce bu gece konuştuklarımızla şimdi bu gece konuştuklarımız gerçekten
aynıysa arada gerçekten de beş yıl geçmemiş olabilir. Daha kötüsü, biz bir
fotoğraf olan bu gecenin içine sıkışmış olabiliriz ve daha da kötüsü, bu
fotoğrafın çekilmiş bir filminin içine sıkışmış da olabiliriz, yani hiçbir
şeyin değişmediği ancak zamanın aktığı imkânsız bir evrende takılmış olabiliriz…
Böyle bir olasılıktan korkmuyor musun?”
“Bazen
gerçekten böyle olduğunu düşünüyorum. Durup korkuyla arkama bakıyor, beni takip
eden o gölgeyi arıyor ancak bu sırada takip ettiğimi gözden kaçırmak korkusuyla
öne atılıyorum. Korkarım önümdeki ve arkamdaki de öyle yapıyor. Sonsuz bir
işkence gibi burada kalmak.”
“Hepsinin
sebebini biliyorum, ama söylemem bir şeyi değiştirmeyecek.”
“Çocuk
gibi ısrar etmemi beklemiyorsun herhalde. Bak, benim de arayışım bir şeyi
değiştirmiyor, beş yıldır, ama devam ediyorum.”
“Bildiğim
şey de aslında bu arayışının neden hiçbir şeyi değiştirmediğiyle ilgili…”
“Öyleyse
bunu söylemen bir değişimin başlangıcı olabilir. Eğer arayışım işe yararsa,
eğer onu bu sefer gerçekten bulursam, kapana kısıldığımız bu fotoğraf filminden
kaçabiliriz.”
“Uzaklara
kaçacakları umudu… Fakat bu boş bir umut. Bu diyalogun da bir işe
yaramayacağını bilmiyor musun?”
“Şu anda
bilmiyorum. Ve ne kadar boş olduğunu söylesen de hala bir umudum var. O yüzden
lütfen söyle.”
“ Pekâlâ.
Aradığını bulamıyorsun, çünkü sahte bir şeyi arıyorsun, gerçekten araman
gereken şeyi değil.”
“Gene aynı
şey. Bana bir şey ifade etmeyen şeyler söyleyip duruyorsun. Ona da hep aynı
şeyleri söylüyorsun değil mi? Peki kafa karıştırmaktan başka ne işe yarıyor
bunlar? Beş yıl önce gerçekten yazarı bulmama yardımcı olduğundan kuşkuluyum.
Söyle, o gece de bu noktada konuşma tıkandı ve terk edip gittim değil mi? O
anın öfkesiyle yollar beni nasıl sürüklediyse öyle gittim ve onu buldum, değil
mi?”
“Bunu sen
ne kadar hatırlıyorsan ben de o kadar hatırlıyorum. Hem o gece o kadar çok
gidip gelen olmuştu ki, hepsini hatırlamam imkânsız. Özellikle sana dair hiçbir
şey hatırlamıyorum, kusura bakma.”
“Asıl sen
kusura bakma, şu an gitmeliyim. Sana güvenip güvenemeyeceğimi bilmiyorum ve şu
anda gerçekten bana yardımcı olmuyorsun. Üstelik acelem var. Onu bulmam lazım
artık. Kusura bakma, gitmem lazım.”
Kız bunu
dedikten sonra kalkmaya yeltendi. Bu sırada yaşlı adam cebinden bir kâğıt
çıkarıp incelemeye koyuldu. Buruşuk, eskimiş kâğıdın üzerinde birkaç cümleden
fazla yazıyor olamazdı; ama adam sanki bir kitap okuyormuş gibi daldı kâğıt
parçasına. Evirdi, çevirdi, her bir yüzüne iyice baktıktan sonra cebine koydu.
Kafasını kaldırdığında kız gitmişti.
Yorulmuştu
yaşlı adam. Bu kadar çok buluşma ve terk ediş bir gecede onu çok zorlamıştı.
Kafasında fikirler dönüp duruyor; fakat bir türlü toparlayamıyordu. Bu yüzden
genç adam, beş yıl sonrasının adamı ve kız, hepsi ona sinirlenip burayı terk
ediyordu. Benliğinin hangi yönüne dönerse dönsün bir türlü uzlaşamıyor,
içindeki o büyük çatışmayı bastıramıyordu… Kafası karışıktı. Çevresindeki
dünyanın kirlenmiş olması yetmiyor gibi kendi benliğinin de iyice kirlendiğini
hissediyor, onu uzaklara kaçıracak bir esini bekliyordu. Tabi ki bu esin
gelmeyecekti. Bir şey olacaksa bunu kendisi çözmeliydi. Etrafında sürekli dönüp
dolaşan bu karakterleri artık uzlaştırması gerekiyordu; ancak o da bu işin
içinden çıkamayacaktı. Sessizce minibüsüne döndü. Bir kere daha tüm ışıkları
kapatıp yere bağdaş kurdu. Bir kere daha cebinden o kâğıdı çıkardı ve evirip
çevirmeye başladı. Daha önce hep ne yazdığını ezbere biliyormuş da orada olup
olmadığından emin olmaya çalışırmış gibi bakardı kâğıda. Oysa şimdi gerçekten
kağıdın üzerindeki yazı silinmişti ve ilk defa, orada zamanında ne yazıyor
olduğunu hatırlamıyordu.
Elindeki
tek ipucu kâğıdın üzerindeki bir harfti:
İ harfi.