Sonra aradan aylar geçmiş olur. Ana karakterimiz
eskisinden de büyük bir gümüş kasaya kapatmıştır kendini. Ya da sen okuyucum,
artık simgesel bir değeri kalmamış bu metafordan kurtulmak istiyorsan şöyle
diyelim: korunaklı ve sınırlı rahat bir hayatı sürdürmüştür, belki de bir tabut
sembolü olan kasanın deyimiyle ölü gibi, ot gibi yaşıyordur ya da kasayı anne
rahmi gibi gördüysen anne rahmindeki bir bebek kadar huzurludur; fakat şu
kesin, değişmiştir. Öyle ki toprağa gömüp çürüttüklerinin arasında bu yazı da
vardır. Aylardır hayal kurmamıştır mesela, aylardır bir daktilosu olduğunu
hayal etmemiştir. Aylardır binmediği trenlerin penceresinden bakmamıştır. Bir
anlamıyla susmuş, bir anlamıyla dinlemeyi kesmiştir hayatı. Ana karakterimizin
hayatındaki bu değişim o dereceye varmıştır ki, artık senli benli yazmaya bile
tenezzül etmemektedir. Beklentisi nedir? Eski hayal kırıklıkları ne olmuştur?
Şizofrenik benliğini ne durdurmuştur? Kendisi de bunları sormamaktadır
okuyucum, kendisi de sormamaktadır… Artık onun hayatı burada yazılmaya gerek
olmayan bir orta sınıf hayatıdır, bir şehir hayatıdır, bir çalışan hayatıdır,
bir modern hayattır. Bunu o kadar çok yazar yazmıştır ki, bunları okuya okuya
bu hayata alışmıştır ana karakterimiz. Merak etme, o hala başlarda sezdirdiği
gibi “entel” birisidir. Bir adam olduğunu söylemiş miydi? Yüzüne jilet vuran
bir kız düşünülemez değil mi okuyucum? Hala o kitaplarını okumakta, hala
marjinal grupların müziğini dinlemekte, hala anadolunun sefil mola yerlerinde
Fransızca Gazeteler okumaktadır. Hala bir köylüye şefkatle bakıp yeri
geldiğinde “Ahmet Kaya da büyük adamdı” demekte, çiğköfte yoğurup Zeki Müren
eşliğinde rakı yudumlamakta ve kendini mükemmel bir karışım olarak görmekte.
Peki ne değişti o zaman diye sormalısın, sormuyorsan okumamalısın onu. Çünkü o
okunmayı hiçbir zaman istemedi, fakat düzgün okumayanları da reddedecek bir
egoya sahip. Peki sen bunu bilebilir miydin? Şu ana kadar sana ne anlattı ki
kendisi hakkında? Arkasına saklandığı sembolizminin içi boş edebiyat olduğunu
gördük okuyucum, o kasasına girdi ve mutluluğu buldu. Sana çıkmanı öğütlediği o
kasanın en rahat sakini o şimdi. Peki sen, sen o kadar rahat mısın? Her sabah
paslı musluklar çevirip ağzına iğrenç kıllı sopalar sokmuyor musun? Arabanla
düştüğün yollarda arabanın tüm özgürlüğünü yok eden bir sıkışık trafik içinde
trenden de beter halde değil misin? Ve duyguların gerektirdiklerini unutmuyor
musun?
Merak etme okuyucum. Sana bunu anlatan ana karakter,
emin ol sana tersini de gösterecektir. Hele yazabilecek enerjiyi bir toplasın,
neler neler anlatacaktır. Bir yazar olacaktır belki de… Kendi hayatında
anlatmaya değer ne varsa yok ettikten sonra, anlatmaya değer şeyleri hayatında
değil de yazdıklarında keşfedecektir. Sen de onun bu hayallerine kaptıracaksın
kendini. Artık böyle, kasa dışında bize hayat yoksa, içeride kendi dünyamızı
kurarız. Hayat budur sevgili okuyucum. Ben, annemin karnından fırlamış ben,
kayıp gezen ben, yaşamayı deneyen ben, bunu başaramadım. Başaramadığımı sandım.
Emin ol, başarılmamış hayatları anlatmak çok daha kolaydır, ve ben hayatımı
anlattım. Ne zaman ki başarısızlıklarım tükendi, anlatım da bitti. Artık benim
isyanım modernliğe isyandır, baskıya isyandır, kalıplara isyandır ve sonuçta
anlatılacak bir isyan değildir. Artık ben susmalıyım sevgili okuyucum, artık
ben susmalıyım ve benim anlattıklarım konuşmalı. Asıl isyanı olan onlardır.
Asıl kasaya sıkışmış olanlar ve asıl kaçacak yeri olmayanlar… Çünkü sen
okuyucum, kasadan çıkamazsın; merak etme.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder