Halkım her zaman sosyal eleştiri yapmayı sevmiştir. Futbol izleyen her erkek 'Ebem bile daha iyi vurur ulan o topa!' benzeri cümleleri en az bir kere kurmuştur. Hanımlarımızın gözleri de çoğu zaman çevredeki hemcinslerini kollar. Kim "Ay şu soldan geçen kızı gördün mü, çantası ne çirkindi!" gibi bir cümle duymamıştır
ki ?
Evet, genelliyorum, tabi ki de herkes böyle değil, bu açık bir şey. Ancak gene de eleştirmeyi seven bir halkız, her ne kadar eleştirinin seviyesi değişse ve eleştirimiz genelde lafta kalsa da, edecek bir lafımız her zaman bulunur.
Ben de böyle kendimce, "yeni orta sınıf hayatı" adını koyduğum hayat tarzını eleştirmek için klavye başına oturduğumda, eleştirimin üstün körülüğünü ve öyle ulu orta ortaya atılmış olmasını, genel eleştiri huyumuzun bu olduğu mazeretiyle mazur göstermek istiyorum. Çünkü bu konuda dünyanın dört bir yanında ergen gençlerden "Nerede o eski bayramlar?" diyen ihtiyarlara, sembolizme gömülmüş modern yazarlardan her tezlerini bir dipnotla kanıtlayan akademsiyenlere kadar o kadar çok insan bir kelam etmiş ki, şimdi benim bu dediklerimin de büyük bir yeniliği yok. Üstelik sırf giriş için bile bu kadar gevezelik yaptıktan sonra devamında ne yazsam boş gibi görünüyor.
Ama boş yazmaktan korkmuyorum. Biraz da boş olmayı, boş yazmayı savunan bir zamanda yaşıyoruz çünkü. Demek istediğim o klasik "insanlık aptallaşıyor, nerede o eski operalar, bin sayfalık Dostoyevski romanları" tarzında bir boşlaşma değil, daha da yapısal bir değişiklik. Artık hayatın ana çekirdeğini yavaş yavaş sanal ağlar oluşturmaya başlarken, bu ağların hayatın çekirdeğine oturuyor olması, onlara başta kaynaklık etmiş olan gerçek hayatın önüne, hatta yerine geçmelerine yol açıyor. Böylece kaynak olarak öncesindeki gerçek hayatı işliyor olmasını beklediğimiz sanal ağlar artık bunun ötesine geçiyor ve kendi kendilerinin kaynağı haline gelerek sanallıktan kopup kendi içlerinde birer gerçeklik haline geliyorlar.
Evet, o baştaki üsluptan sonra ani bir yoğunlaşma oldu yazımda; ama artık ana fikri verdiğime göre bunu biraz daha açabilirim. Beni bu yazıyı yazmaya iten ve bu fikri bende oluşturan aslında oldukça basit bir olay. Her şey insanların birbirine çok yakın olmadığı bir arkadaş ortamında başlar. Yakın yaşlarda beşi kız dördü erkek dokuz genç bir akşam vakti parkta bir arada oturmaktadırlar. Sohbet edebilecek yakınlıkları, beraber az buçuk eğlenmişlikleri vardır. Böyle bir durumda hayatın normal akışı, kendi aralarında konuşmalarını, belki oyun oynamalarını, belki aralarından bazılarının duygusal yakınlaşmaya girmelerini gerektirir. Ancak olan bu değildir, çünkü hayatlarına etki eden iki güncel sanallık vardır; akıllı telefon ve Facebook. Normalde, bu sanallıkların gençlerin hayatına bekleyeceğimiz etkisi, birine bir mail ya da mesaj gelmesi halinde işini kolayca halledip kapatabilmesi, arkadaş ortamında eğlenilip ortam dağıldıktan sonra da olanların, yapılanların facebook'ta paylaşılmasıdır.
Fakat gençlerimizin ortamında olan bu değildir. Bunun yerine hepsi susmuş, ve akıllı telefonlarını çıkarmıştır. Hepsi facebook'a girmiştir. Arkadaş ortamında bir etkileşim olmaz, sosyallik yoktur ve gençler facebook'ta sosyalleşmektedir.
İşte sorun buradadır, normalde insanların arasındaki arkadaşlık ilişkisinin sanal ortama da aktarılarak daha ulaşılabilir olmasını sağlayan, insanların arasındaki gerçek ilişkileri sanallaştırmak amacıyla başlayan facebook artık gerçek dediğimiz hayatta bu ilişkilerin kurulmasını engellemekte, bunun yerine bu tarz ortamlarda bile kendisini gerçek ilişkilerin önüne geçirmektedir.
Arkadaş ortamında biraz daha ilerlediğimizde gençler arasındaki tek muhabbet konusunun facebook'ta sürmekte olan bir fotoğraf yorumlaşmasına dönüşmesi, bu yer değişikliğinin derinliğini göstermektedir. Artık gerçek dediğimiz ilişki facebook'taki olayları yansıtmaya başlamıştır. Böylece gerçek dediğimiz hayatın sanalı olan facebook yerine sanal olan facebook'un bir derece öte sanalı olan bir gerçek hayat oluşmaktadır.
Bu belki de bizi Baudrillard'ın yıllar önce öne sürdüğü Batı kültürüne yayılmakta olan simülakr kavramını gündeme getirmektedir. Simülakr, simüle ettiği bir orijinal gerçekliği kalmamış olandır, bu yanıyla artık gerçek kökeni kalmamış facebook'u da kapsayabilir. Tabi Baudrillard uzmanı falan olmadığım için bu konuda daha fazla bir şey söyleyemeyeceğim; ama gerçeklikten bu kopuşla Baudrillard'ın teorisi arasındaki benzerlik de su götürmezdir.
Başka bir bakış açısı da Frankfurt Okulu'nca hayatın bir nesneye dönüşmesine yapılmış olan eleştirinin bu noktada tekrar gündeme getirilebileceğidir, çünkü bu kopuş aynı zamanda gerçek ilişkilerin facebook'un nesnesi haline gelmesi, dolayısıyla facebook'un ilişki kurdurtma yapısıyla doğrudan bağımlı hale gelmiş olmasıdır. Herkesin timeline'a bu kadar isyan etmesine şaşmamak gerek, facebook sosyallik üzerinde doğrudan bir otoritedir ve yapılan her değişiklik bireysel gerçekliklere dünya çapında etki etmektedir.
Tabi bu örneği sadece facebook'la sınırlandırmak gerekmez, benim çıkış noktam facebook olsa da ulaşılabilecek bir diğer güzel örnek de mizahta 9gag.com web sitesinin rolüdür.
9gag 2010 yılında kurulmuş bir site olsa da asıl popülerliğini 2011 sonlarına doğru yakalamıştır. Kuruluşunun 1.yılında, Aralık 2011'de, 40 milyon farklı kullanıcı tarafından 170 milyon kere ziyaret edilmiştir. Şu anda ziyaretçi ve sayfa gösterim sayısı bakımından dünya 261.si bir sitedir. Üstelik bu derecesine, dünyanın dört bir yanındaki ziyaretlerle ulaşmıştır. Sitenin ziyaretçiler listesi Almanya, ABD, Brezilya, Fransa, Meksika, Hindistan, Endonezya, Hollanda, Romanya, Malezya, Filipinler, İngiltere, Kanada, Türkiye, İspanya, Güney Afrika, Japonya, Singapur, Avustralya, Arjantin gibi pek çok farklı coğrafya ve kültüre ait ülkeyi kapsamaktadır. Temel ziyaretçi kitlesini büyük oranda 24 yaş altı ve bir parça 25-34 yaş arasının oluşturuyor olması, bu sitenin küresel anlamda yeni bir gençlik mizahını temsil ettiği düşüncesini akla getirir, gerçekten de mizah gibi kültüre büyük oranda bağlı bir alanda bu kadar küresel bir ziyaretçi profiline sahip olması, 9gag'in küresel bir gençlik kültürüne bağlı bir mizahı temsil ettiğini ve bunun da dünya çapında çok popüler olduğunu göstermektedir.
9gag mizahının içeriği tabi ki gerçek hayata dayanarak ortaya çıkmış ve hala bir oranda çıkıyor olsa da, gerçek hayatı sanallaştırarak başlayan 9gag mizahının da gerçek hayata ters yönlü bir etki yapmaya başlaması muhtemeldir. Öncelikle 9gag küresel bir mizah olduğu için sık sık gerçek hayattan koparak küresel olarak ulaşılabilen sanal kültür ürünlerine, meme'lere değinmektedir. Meme'ler gerçek hayattan çıkıp sanal fenomenlere dönüşmüş birer kültür parçacığıdır. Bunlar 9gag bağlamında, insanda beklendik bir tepkiyi üreten espri kalıpları halinde karşımıza çıkarlar. Sıklıkla bir filmden alınmış bir kare ve ünlü bir kalıp repliğin içeriğinin değiştirilmesi esasına dayanırlar. Ancak bu şekilde bir espri bir meme'e dönüştükten sonra kullanıcıyı asıl güldüren mizahın asıl kaynağı, meme'in içindeki esprilerden çok meme'in kendisi haline gelir. Benzeri bir şey, bilgisayar çizimi çöp adamlardan oluşan ragecomic'ler için de söylenebilir, bunlar da normalde arkadaşınıza sözlü anlatacağınız komik bir olayın kalıp çizimlerle aktarılmasıdır. İnternette olayın direkt paylaşılması bir popülerlik yaratmazken artık olayı ragecomic kalıbı içinde görmek onu mizah haline getirmektedir. 9gag'in hayata işlemesi süreci de insanların gerçek hayatlarındaki mizahı da meme kalıplarıyla düşünmeye başlamasıyla gelinen noktadır. Böylece günlük hayattan kaynak almış sanal mizah günlük hayattaki mizahın kaynağı haline gelerek günlük hayatımızdaki mizahı sanallaştırmaya başlamıştır.
9gag'le ilgili dikkat çeken bir başka durum da 9gag'e yapılan ziyaretlerin %26'sının facebook üzerinden yapılmış olması durumudur. (ikinci sırada %6 ile google) Aynı şekilde 9gag'den sonra en çok girilen site de %22 ile facebook'tur (ikinci sırada %7 ile youtube). Buradan bu iki sanallığın birbiriyle bağlantılı geliştiğini görebiliriz. Yani artık arkadaşınıza komik bir olay anlatmak yerine 9gag'deki komik bir ragecomic'i facebook üzerinden paylaşmak daha popülerleşmektedir. Tabi ki bu teknolojinin getirdiği araçsal bir değişim olarak yorumlanabilir; tıpkı telefonun ilk ortaya çıkışında arkadaşlara komik bir olayı mektup yerine telefonda anlatmak gibi; ancak burada değişimi farklı kılan artık sanal olanın kaynağı olan gerçekliği yok edip onun yerini alması, gerçeklik kavramını ortadan kaldırarak kaynaksız bir gerçekliğe dönüşmesidir.
kaynak:
knowyourmeme.com
alexa.com


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder