Sayfalar

Translate

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Bir Yardım Çığlığı- Son Kelam



Bir kalabalık içerisindeyim ki burada susan yok. Herkes her şeyi söylüyor. Herkes her şeyin ustası ve herkes herkesi tanıyor. Dev bir mahalle kahvesi burası, herkesin önünde aynı okey tahtası, aynı taşları atıp atıp duruyorlar. Sinirlenen kendini çaya veriyor, sinirlenen kendini çaya veriyor… Çaycılar durmadan koşturuyorlar, okey taşları durmadan masalara vuruluyor ve yüzlerce yıllık problemler dakikalar içinde çözülüyor. Herkes en iyi okey oyuncusu burada, herkes en akıllı adam, herkes en iyi şoför ve herkes en iyi futbol yorumcusu… Televizyonda maçlar dönüyor, televizyonda savaşlar çıkıyor ve bombalar patlıyor; televizyonda yemekler yapılıyor ve çocuklar doğuyor, televizyonda depremler oluyor ve cenazeler kalkıyor; herkes her şeyi olduğu gibi biliyor ve kimse yeni bir şey görmüyor.

Bir kalabalık içerisindeyim ki burada dinleyen yok. Herkes her şeye tıkalı. Herkes kör cahil ve herkes hiçbir şeyi biliyor. Dev bir mezarlık burası, herkesin üstünde aynı gömü tahtası, aynı mezar taşlarında ölüp ölüp duruyorlar. Çürüyen toprağa dönüşüyor, çürüyen toprağa dönüşüyor… Ölüler durmadan çoğalıyorlar, mezar taşları durmadan ekleniyor ve yüzlerce yıllık uygarlık dakikalar içinde çözülüyor. Herkes hiç kimse burada… Hiç kimse yok burada… Dışarıda maçlar dönüyor, dışarıda savaşlar çıkıyor ve bombalar patlıyor; dışarıda yemekler yapılıyor ve çocuklar doğuyor, dışarıda depremler oluyor ve cenazeler kalkıyor; hiç kimsenin bundan haberi yok ve kimse yeni bir şey görmüyor.

Ben bir arkadaşa bakıp çıkacaktım, ondan girmiştim buraya; ama burada insanları ayırt etmek imkansız, herkes zaten herkes ve hiç kimse de hiç kimse olmadığı için burası birisini arayacağınız bir yer değil. Ya da ancak birisini arıyorsanız gelebileceğiniz bir yer burası.

Ben zaten yalan söyledim, bir arkadaş beni bulamasın istedim, ondan girdim buraya; çünkü burada benleri ayırt etmek imkansız, ben zaten oyum ve o da ben olduğu için burası beni arayacakları bir yer değil. Ya da ancak beni arıyorsanız gelebileceğiniz bir yer burası.

Ben zaten yalan söyledim, bir arkadaş peşimden gelir dedim, ondan girdim buraya; çünkü burada seni ayırt etmek imkansız, sen zaten bensin ve ben de sen olduğum için burası seni arayacağım bir yer değil. Ya da ancak seni arıyorsam gelebileceğim bir yer burası.

Ve sen gelmedin. Ve sen geride kaldın, ve ben içeride kayboldum… Şimdi çıkmaya çalışıyorum bu sessiz gürültüden, bu susan konuşmalardan kaçmak istiyorum. Neyi yanlış yapıyorum? Girdiğim kapıdan çıktım, geldiğim yolun aynısından döndüm. Yola ilk çıktığım kapının önündeyim şimdi; ama burası orası değil. Burada burayı ayırt etmek imkansız mı yoksa? Burası zaten orası ve orası da hiçbir yer olduğu için ben şimdi hiçbir yerde miyim? Yani ben burayı ararken bir hiçbir yere çıktım ve sanki, burayı ararken çıkabileceğim tek yer de burasıydı, bu hiçlikti.

Ya sen, sen burada değil misin? Sen burada olmalısın, ya da orada olmalısın; bu ikisi değilse hiçbir yerdesindir ama orası da zaten burası. Sen burada olmalısın, işte ben de geldim.

Ben buradayım. Ya sen neredesin?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder