İnsanın hissedebileceği en garip duygulardan biri olmalı bir
uçurumdan düşmek ve düşerken ucunda öleceğini fark etmek. Ve bir insanın
görebileceği en güzel görüntü olmalı sonsuza dek göreceği son görüntü olduğunu
bilerek baktığı dünya. Bir insan bir uçurumdan aşağı düşerken hangi el kol
hareketlerini yapsa anlamlı olur? Hiç. Bir insan uçurumdan düşerken ne yapsa
anlamsızdır, düşeceği yere bakıp nasıl hissettireceğini tahmin etmekten başka…
Bir uçurumdan düşmek, bir insanı öldürmeye yeter; fakat
gerçekten çıldırtmak gerekiyorsa onu bir uçurumdan atmalı, düştüğünde hayatta
bırakmalı ve tam kendine geldiği anda başka bir uçuruma sürüklemeli; bu
düşüşler defalarca tekrarlanmalı.
İşte o zaman insan ne düşeceği yeri düşünebilir, ne düşmeye
başladığı yeri… Ne düşme eyleminde bir anlam bulabilir ne de düşmemekte bir
değer. İşte o zaman bir insan ne yaşamayı, ne düşmeyi, ne de ölmeyi ister. İşte
o zaman bir insan her şeyi isteyebilir.
Hayatın anlamı üzerine atıp tutanları tutup atmak gerekir
bir uçuruma. İşte ancak o zaman anlarlar anlamaya çalışmanın hareketlerin en
anlamsızı olduğunu. Kendini bu konuda yargıç sayanlarınsa tek hak ettiği
sonsuza dek düşmeye devam etmektir, her uçurumun başında ümidini kesmeden bir
yardım çığlığı atarak. Bir yardım çığlığı atarak ve bir yardım çığlığına cevap
almayarak. Bir yardım çığlığını duysun diye bekledikleri kulakların olmadığını
görerek ve bir yardım çığlığını sağırların arasına savurarak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder