Her uyanışımda olduğu
gibi aradan ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum. Aç hissediyorum, aç
hissediyorum; açım, açım. Kafamın içinde dinmeyen fırtınanın uğultusu artık
uzaktan bir mırıltı bana. Beni sağa sola itelemeye çalışan dürtülerim ne
zamandır ninniler okuyor. Belki de gidip kendimi bir uçurumdan atmalıyım
diyorum; ama bunu da istemiyorum. İnsan gün gelir açlığı da sevebilir. Gün
gelir de açlık insanın en büyük yemeği olursa, insanın beynini uyuştururken
zihnini yeni ufuklara açabilir. Yedikçe beni büyütüyor açlık, yedikçe
yükseltiyor. Artık şehre kuşbakışı bakıyorum, tüm gökdelenlerden daha yüksekçe
bir makamda kurulmuş uzak keşmekeşi izliyorum.
Bunu ilk defa yapıyorum;
bu açlıklarımın ilki değil; ama beni doyuracak köftecinin yokluğunda bu çölden
kaçabileceğim tek yön yukarıya. Ben yeraltı adamlarından değilim, bu yüzden de
daha önce hiç çıkmadığım bu yerden şehre bakıyorum; metropolün güneşinin
uzağında artık etkilenmiyorum; aşağısı benim için ancak bir tokluk ülkesi; bir
zamanlar acıkmış olduklarını unutacak kadar yemiş ve doymuş insanlar ülkesi…
Kendi hayatlarında gerçek açlığa yer bırakmayacak kadar tıkındıktan sonra daha
neye acıkabileceklerini sorup da kendilerine yalan açlıklar uyduran insanların
ve sonunda ulaştıkları yalan tokluklara isyan edip neden gerçekten doyamıyoruz
diyenlerin ülkesi. Unuttukları neden gerçekten acıkamıyoruz sorusunu soramayan
sormaktan korkan sorsalar da duymayan soranları taşlayan…
Her zaman yaptığım gibi
acıyorum; zaten ben başka ne yaptım ki. Acıdım ve acıdım… Acıtıldım ve acıdım.
Biraz acı insanı her zaman kendine getirir, insanın acıya bilerek atılması için
kendini kaybetmesi gerekir. Hayatım da kendimi kaybedip içine atıldığım
acıların sonundaki hüzünle uyanışların bir bütünü böylece. Ve en güzeli de her
seferinde yaşadığım heyecan: bu uyanışım yoksa sonuncusu mu olacak heyecanı.
Benim yolculuğum ne zaman gerçeklikte takılsa bazı bazı yazılı kâğıtlarda sürüp
gidiyor ve bu birtakım yazılı kâğıtlar ne zaman takılsalar birtakım diğer
yazılı kağıtlar ortaya çıkıveriyor. Bu birtakım yazılı kâğıtların da kendi
içlerinde başka yazılı kâğıtları var mı bilmiyorum, o kâğıtlarda hem acıkmayı,
hem de doymayı; üstelik ikisini birden yaşayarak öğrenebilmiş başka benler var
mı bilmiyorum… Ben açım ve ilk defa olsun şu ömrümde doymak istiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder